Kafası Karışık Beklentiler Ve Arkadaşlık Üzerine

image2

Boyumla birlikte büyüttüğüm ismi karşılıksız* olan bir ağaç var içimde. Sadece kızımın ulaşabildiği yerlerde çıkıyor meyvesi. Diğer yerler sararmış, kırıldı kırılacak dalları.

image1

Suluyorum da oysa, seviyorum dallarını bir bir. Ama ne yalan söyleyeyim elim uzanmıyor artık yukarılara.
Geriye dönük karşılıksız & beklentisiz yaptığım her ne varsa bunlar için kendimi son derece huzurlu ve mutlu hissettim. Bir yönlendirme ile ya da birileri beni sevsin diye yapmadım, böyle bir şey yapacak olsam herkesten önce ben gıcık olurdum bana. Çünkü insan en çok kendine sonsuzmuşcasına acımasız.
Dostlarım, güzel arkadaşlıklarım oldu. Annem genel anlamda hep şikayetçiydi. Çocukluktan-ergenliğe-oradan genç kızlığa evrilen bir cümle yapısı bile var ona has.
-Arkadaşlarını çok seviyorsun.
-Arkadaşlarını bizden daha çok seviyorsun.
-Bana sorma, arkadaşlarına sor!
Şimdi dönüp bakıyorum, evet ne çok sevdim arkadaşlarımı. Kişisel hırslarını ya da insani hatalarını gördüğümde tahammülsüzlüğüm de bu yüzdendi belki. Çoğu zaman belli etmeden kendi kendime tamir etmeye çalıştım kırıldığım ne varsa. Şimdi düşününce bildiğin bir işkence yöntemi bu! Birisi seni kırıyor ancak bunu ona belli etmeden kendi kendine onarmaya çalışıyorsun!
Karşılık için bir terazi taşımazdım ama içimdeki şefkat açı elinde tartı çıkagelirdi ansızın. Bir karşılık bulamazdı çoğu zaman.
Şimdi bu durumda küsmenin de kırılmanın da bir manası yokmuş bunu anladım. İzlediğim dizide şöyle bir replik vardı sanırım en ince ipte yürüdükleri sahnelerden;
Kadın adamı sevmiyor, başka birine aşık (karşılıksız) ve aşık olduğu adamdan bir bebeği var. Öte yandan sevilmeyen adam tüm hayallerinden vazgeçip kadına eş, bebeğe iyi bir baba olmak için hayatını değiştiriyor. Sonra bir gün kadın diyor ki, ben gerçek aşkıma gidiyorum. Sana bunu hikayenin başında anlattım, başımın çaresine bakabilirdim ama “zorladın”
Adam belki ilk defa isyan ediyor!
Ve kadın diyor ki;
“Bütün hayatını insanlara kapı tutup sonra da teşekkür etmedikleri için kızarak geçiremezsin. Kimse senden bunu istemedi…”

Sevmek nedir?

Bunu kendi kelime haznemle belki bir kelime ile belki de sayfalarca yazarak anlatabilirim. Bu konuda bildiğim şeyler var doğru ya da yanlış, değişken. Ama emin olduğum şeylerden biri var ki sevilmek için çırpınırken kimse sizi kurtarmaya gelmiyor. (Bu ayrı bir yazı konusu)
Açık konuşalım insanlık “sıkılıyoruz birbirimizden zaman zaman” ve utanıyoruz mola ihtiyacımızı belirtmeye. Sonra ittirme, yuvarlama, zorlama ve gelsin sadakatsiz ilişkiler saçmalığı.
Eskiden bunu belirtebilme ihtimalimi bile düşünemezken şimdilerde “Ben iflah olmam” dediğim şeyler üzerine enteresan bir değişim yaşadım. Bazı insanların yaşamıma girme nedeninin bende mevcut bir eksiğe bağlı olduğunu düşünmeye başladım mesela. Hani ilk ısınmada “arkadaşım, canım!” şeklinde etiketler eklemek yerine, yükselirken ihtiyacımız olacağını düşünerek sağlam halatlar döşedim aramıza. Bu yaşla, içinde bulunduğun durumla, gönderilen kişiyle ve zamanla öyle alakalıymış ki bunu öğrendim. Hissettiğimi karşımdaki ne düşünür filtresine sokmadan aktarabilmeyi öğrendim.
Sırf bir arkadaşım istedi diye ona “eşlik” etmek için istemediğim bir yere gitmemeyi,
Beni gereceğini düşündüğüm insanlarla iletişim kurmamayı,
Görüşmek istemiyorsam bunu net bir dille ifade edebilmeyi,
İstiyorsam da çekinmeden imkan yaratabilmeyi,
Saygı duyduğum insanlara minnet etme konusunda aşama kaydetmeyi,
İnsanları gözümde büyütme meselesini minumuma indirmeyi,
Ve kendinde olmasını arzu ettiği ancak bende gördüğü her ne varsa tümü için canını boş yere sıkan insanlardan uzak durmayı ‘’öğrendim’’.
Velhasıl görüyorum ki içimde büyüttüğüm ağacı budama zamanı gelmiş çoktan. Şimdi dallarını benim kadar sevecek biri olmadan meyve vermez bu ağaç. Budadığım dallarla birlikte “karşılıksız sevgi” meselesini attım içimden.
Karşılıksız sevgi diye bir şey yokmuş bunu bana kimse söylemedi benden duymuş olun ve bundan böyle
BENİ DE KENDİNİZ GİBİ BİLİN-

 

 

1 Comment

  1. taktik maktik yok, bam bam bam!

Bir Cevap Yazın