Yazarla Sohbet; Banu Tozluyurt & Dut Ağacı

{"total_effects_actions":0,"total_draw_time":0,"layers_used":0,"effects_tried":0,"total_draw_actions":0,"total_editor_actions":{"border":0,"frame":0,"mask":0,"lensflare":0,"clipart":0,"text":0,"square_fit":0,"shape_mask":0,"callout":0},"effects_applied":0,"uid":"1466EEC7-2C11-4F64-B647-87D69DE16B70_1491923050217","width":3546,"photos_added":0,"total_effects_time":0,"tools_used":{"tilt_shift":0,"resize":0,"adjust":0,"curves":0,"motion":0,"perspective":0,"clone":0,"crop":0,"enhance":0,"selection":0,"free_crop":0,"flip_rotate":0,"shape_crop":0,"stretch":0},"source":"editor","origin":"gallery","height":2364,"subsource":"done_button","total_editor_time":14,"brushes_used":0}

Son sayfayı okurken bir an önce ilk sayfaya dönmek için sabırsızlanacağınız bir kitap düşünün…

image1

 

 

Dut Ağacı, herkesin kendinden bir şeyler bulabileceği, kalabalık ancak tüm bireylerinin ayrı ayrı köşelerine çekildiği ıssız bir ailenin hikayesi. Aile bireylerinin şifrelerini profesyonelce çözmüş bir yazarın kaleminden akan hikayeye kendinizi kaptırmamanız olası değil. Betimlemelerin konunun üzerine gölge gibi düşmediği, her bir cümleyi okurken yazarla sohbet edercesine doğal bir akışın içinde bulunmaktan keyif alacağınız ve muhtemelen ayraç kullanmadan bitirebileceğiniz bir roman…

Kitap, çocukluğu Ankara’da geçmiş biri olarak, sanki İstanbul’da doğup büyümüşçesine Maltepe sokaklarında dolaşmama vesile olmuş, Ramazanda pide kuyruğunda beklememe, Kadıköy’de dershane çıkışı arkadaşlarıyla takılan, eve gidiş yolunda tesadüfen otobüste karşılaştığı platoniğiyle göz göze geldiğinde heyecandan kalbi duran kızı izleme şansına nail olmama sebebiyet vermiştir :)

Cemile’nin hayata karşı durduğu noktada onu rahatsız eden o huzursuzluğu hissetmek, Sami’nin zihninde yarattığı boşluğu doldurmaya çalışırken sımsıkı sarıldığı o tozlu eşyalara dokunmak, Kamer’in bir hatayı yaşamına bölüşüne, Seval ve Serkan’ın sıradan ilişkilerindeki beklentilerine, Cengiz’in kendini keşfine tanıklık etmek ve Nihan’ın duygularına ortak olmak çok keyifli bir deneyimdi. İkinci kitabı merakla ve heyecanla bekliyorum.

Bir diğer heyecanım da kitabı bitirir bitirmez yazarıyla sohbet ederek merak ettiklerimi sorma imkanı bulmuş olmam (arkadaş torpili evet)

*En çok Dut Ağacı’nın rahme düştüğü anı merak ediyorum. Ne zaman, nasıl ve nerede başladı hikaye? 
Dut Ağacı yine ağaçların içinde bir mekanda Sapanca’daki evimizin bahçesinde bir yaz başı düştü rahme. O an bir kağıt kalem aldım ve başladım yazmaya. Öyle bir ilham geldi ki ilk on sayfa su gibi aktı.
*Türkiye’nin en eski Blog yazarlarından birisin. Blog’da yazı yazmak ve bir içerik oluşturmakla kitap yazmak arasındaki farklardan söz eder misin? 
Kitap yazmak, blog yazmak ayrı bir şey, roman yazmak ise bambaşkaaaa. İlk kitabım Hayat Çocukla Güzel, kızımla beraber yaptığımız aktiviteleri hikaye şeklinde yazdığım bir anlatıydı. Yani var olan yaşadığım şeyleri kağıda döktüm. Bir yaratıcılık gerekmedi. İmza Kızın, İmza Karın ve İmza Ben derlemeydi. Orada da aslında bir editör gibiyim. Dut Ağacı ise tamamen sıfırdan yarattığım, hayal kurduğum, kurduğum hayali kurgularla birleştirip sıfırdan yarattığım bir eser. Çok rahat şunu diyebilirim, insanın kendini, çocuğunu, bir insanın hayatını yazması nispeten daha kolay çünkü var olanı kaleme alıyorsun. Fakat kurgu bambaşkaymış çok daha zor. Blog yazmak da ilk gruba giriyor daha çok, özellikle belli bir konu üzerine yazıyorsanız. Ortada bir konu var ve siz o konuyu kendi bakış açınızla anlatıyorsunuz, alıntılar yapıyorsunuz, kaynak araştırıyorsunuz. Blog yazmak çok daha kolay bence.
*Aynı zamanda çok kitap okuyan ve tavsiye ettiği kitaplarda nokta atışı yapan birisin. Okurluktan yazarlığa geçiş hikayenden bahseder misin? 
Öncelikle ben iyi bir okur olmayı, yazma yeteneğimi geliştirmek için gittiğim atölyede öğrendim. Ne ilginç değil mi, yazmak için gidiyorsun ama okumayı öğreniyorsun. Meğer ben yazarmışım ama okur değilmişim. Hakikaten bak böyle. İyi kitap nasıl anlaşılır, hangi dille yazılırsa okuyucu nasıl etkilenir, zaman, mekan, duygu nasıl okuyucuya doğru olarak hissettirilir. Zaten iyi bir okur olunca, yazma yeteneğin de onunla beraber gelişiyor biraz da içinden geliyorsa.
Tavsiye ettiğim kitapları sevenler yine beni tanıyan, benim yaşam tarzımı bilenler. Banu bu kitabı sevdiyse bu kitap samimi, basit, yalın ifadeyle yazılmış bilirler mesela.
*Farklı kadın hikayelerinden derlenen ’’Kadının Adı Var’’ gösterisinin üç kadınından birisin. İnsanların seni dinlemesi mi yoksa okuması mı daha iyi hissettiriyor diye sorsam?
İşte bu şu an bana sorulmayacaktı☺) İnsanların beni dinlemesi daha doğrusu insanlarla karşılıklı iletişim kurabilmek benim en büyük tutkum. İşim bu zaten. Konuşuyorum, anlatıyorum, eğitimler, konferanslar ve çok hoşuma gidiyor. Fakat 24 Marttan beri (Dut Ağacı’nın çıktığı tarih) beni okumalarına hayranım. Tanımadığım kişiler kitabımı okuyup beğenilerini, görüşlerini paylaşmıyor mu iyi ki gelmişim bu hayata diyorum vallahi Sinem.
*Kitabı bitirdiğimde bunun bir seri olacağını düşündüm ve beklentim o yöndeydi. Hislerimde yanılıyor muyum?
Yanılmıyorsun ama inan yazmaya başlarken hiç böyle düşünmemiştim. Yazacaktım ve bitecekti. Fakat yazdıkça devamı geldi, yazdıkça devamı geldi ve şimdi her bir karakter bir kitap olmayı hak etti gibi geliyor. Sadece bana böyle gelmiyor, okuyucuda da aynı beklenti oluştu. Tek düşüncem, ikinci kitap kim olmalı?

Sizce kim olmalı?

Dut Ağacı

Basım: 2017

Yazar: Banu Tozluyurt

Yayınevi: Yitik Ülke Yayınları

3 Comment

  1. harika bir röportaj olmuş tebrikler

    1. gingers says: Cevapla

      teşekkürler, sevgiler

  2. Çok merak ettim, hemen okunacaklar listeme ekledim. Teşekkürler.

Bir Cevap Yazın