Bazı Çocukluk Ağrıları – Sızlanmayı Bırak

IMG_2370

IMG_2370

Onca turtamız vardı ancak bir kez bile tatlıya geçemedik.*

Uzunca bir süredir göğsümde bir ağrı var, nefes alış verişimi zorlaştırmıyor ancak geçişlerde stres yaşıyorum. Daha çok kendimle kaldığım anlarda yükseliyor sancı. Sanki kendimle kalmaya tepkili vücudum, sanki tahammülsüz tuhaf bir isyan var. Okul çıkışı Bade’yi aldığımda terk ediyor sağ olsun, daimi nefes darlığı yaşayan biri olarak kendisine hazırlıklı olsam da yine de anlayışlı biri bu ağrı.

Çocukken de böyleydi. Bir gün hiç unutmuyorum alt komşumuzun boyumdan üç kat büyük yarış bisikletini kullanmak için ödünç almıştım. Ne kadar kendimden emin sorduysam hiç tereddüt etmeden kabul edip vermişler bisikleti.

Kavak ağaçlarının sayıca evlerden daha fazla olduğu, çiçek kokularının bünyede yarattığı sarhoşlukla kasissiz, upuzun sokağımızda bir ileri bir geri gidiyorum. Üçüncü yada dördüncü tura kadar hiç düşme eğilimi göstermemişim. Hani durmak istesem kaldırımın kenarına getirip bisikleti, yok ayaklarım kaldırama değmiyor öyle bir dengesizlik içindeyim. Son turda artık nasıl inebileceğimin planlarını yapmaya ve çıkış yolu bulamadıkça soğuk terler dökmeye başlamıştım. Bisikletini kullanmama izin veren komşu kızı ablamız da beni bindirdikten hemen sonra evine dönmüştü. Stresten göğsüme o bildik ağrı girmişti ve elimi üzerine koyarsam kontrol altına alabilirim diye düşünme gafletinde bulunmuştum.

Genelde çocukların dışarı çıkmalarının sakıncalı bulunduğu öğle saatlerinde sokağın bekçiliğini yaptığımdan etrafta in cin bir de benden başka kimse yoktu. Neticede tüm bunları düşünürken hakimiyeti kaybetmiştim. Göğsüm direksiyon boynuzlarına (tam olarak boynuza benziyordu belki başka bir adı vardır bilmiyorum) çarpmış bir süre havada asılı kalmıştım ve sonraki bir kaç dakika reel olandan kopmuş küçücük hayatımı gerçekten söz ettikleri gibi üç dakikalık kısa bir film tadında izlemiştim. Hala tam olarak ifade edemediğim nadir anlardan biridir.

Hatırladığım erik, çilek, karpuz ve çiçek karışımı o nefis koku ve hayatımın müziği; ağaç hışırtısı ve bir ileri bir geri gidişe muazzam uyumlu paslı salıncak demiri sesidir…

Hastaneye gitmedik, mevzuyu uzatmadık. Dikkatsizlikti, savrukluktu, özensizlikti ya da her neyse oydu işte!

Dikkatli olsaydım.

Ortaokula geçtiğim yazdı, babamı uğurlamıştık, uzun yıllar hakkında konuşamayacak, tanık olanları görmek istemeyecek ve bu gerçeği unutmaya çalışacaktık.

Daha büyük sıkıntılarımız vardı.

Halimize şükürdü.

İnsanlar neler yaşıyordu!

Sızlanmayı bırak!tı

Öylesine bir ağrıydı işte.

Ve tam olarak bu ağrı sebebiyle yemekten sonra tatlıya geçememiş herkese selam olsun.

 

2 Comment

  1. Bu ağrılar hiçbir zaman geçmiyor, yok saymak da işe yaramıyor. Bir yerde, bir anda mutlaka yeniden belli ediyorlar kendilerini. Onları görüp, kabullenip, hatta kucaklayıp öyle devam etmeli bir şekilde… Onlar değil mi ki bizi “biz” yapan?

    1. gingers says: Cevapla

      Çoğu zaman kucakladım, bazen kovdum…
      Ben hala tam olarak bilmiyorum onlarla ne yapmam gerektiğini, çabalıyorum ve bu da biraz büyütüyor sanırım.

Bir Cevap Yazın