Matilda’dan Müptezeller’e Ocak Ayı Okumaları

IMG_6077

Çoğu zaman okuduğum kitapları sosyal medya hesaplarımda paylaşıyorum ancak burada böyle ay ay tanıtmak daha önce aklıma gelmemişti. Okuduğunu & izlediğini not almadığı sürece unutan biri olarak bana da iyi geleceğini düşünüyorum.

Ocak ayının ilk günleri yılbaşında yaşadığımız korkunç olayın ve yıllardır üzerimize sıkılan sinek ilacının etkisiyle yine uyuşuk ve tam manasıyla mal gibi geçti. Kar tatili, yılbaşı tatili vs derken eve kitlendik. Dışarıda aralıksız yağan kar sebebiyle apartmanın altındaki markete dahi gidemeyerek kısa sürede pencere önü saksısına dönüştük. Televizyon izlemek ya da twitterda o hep başa saran, kendini tekrar eden cümleleri okumaktan kaçındığım dönemlerde kafamı gömmek istediğim tek yer kitaplar.

 

IMG_6077

 

Hasan Ali Toptaş – Kuşlar Yasına Gider

Çocukluğumu, köyümü, doğduğum semti, babamı, dedemi, uzun yollarda dinlediğim türküleri, lafı sakız gibi uzatıp sağa sola yapıştırmadan, kendine has betimlemelerine hayran bırakan bir adamı dinlemeyi ne kadar ÖZLEMİŞİM.

‘’Babam ön cama doğru eğilerek yolun kenarındaki dükkanlara baktı dikkatle, evlere baktı, çağırıp bir şey soracakmış gibi insanlara baktı.’’

*

‘’Yahu, dedi babam hıçkırıklarının arasından; o insanların yüzleri var ya yüzleri, dağıttıkları çaydan daha sıcaktı.’’

*

‘’Babalar, alınlarımıza yazılmış yalnızlıklardır.’’

Everest Yayınları 2016

Sonrası hüzün işte…

Yol boyu dinlediği türküler için;

http://www.gazeteduvar.com.tr/kitap/2016/11/03/hasan-ali-toptasin-turkuleri/

Biraz kafayı dağıtmalı her şey çok net, ifadeler çok keskin, gerçekler haddini aşan sertlikte…

Ne okumalı?

Roald Dahl – Matilda 

Matilda, dünyaca ünlü yazar Roald Dahl’ın 1988 yılında basılan ve sonrasında sinemaya uyarlanmış altıncı kitabı.

Kitabın giriş bölümünü yıllardır haber alamadığınız bir dostunuzdan gelen mektubu okur gibi heyecanla soluksuz okuyorsunuz.
Yazar giriş bölümünde vakti zamanında blog’da bir yazıma konu olan davranış notu * meselesini öyle güzel bir şekle şemale sokmuş ki şaşkınlık ve hayranlık birbirine girmiş vaziyette büyük bir keyifle okudum. Kitabın kahramanı Matilda henüz 4 yaşında kendi kendine okuma yazmayı ve daha pek çok şeyi çözmüş, bunun yanı sıra bilgisini sunma konusunda da pek çok yetişkine ders verir nitelikte mütevazılığa sahip bir çocuk.
Ailesi ise tam tersi, etrafında olan bitene duyarsız, son derece kibirli ve sevgisiz …
Küçük kızın dahiliği umurlarında değil hatta sahip olduğu bu bilgeliğin bir gün başlarına iş açacağından endişe ediyorlar ve kızları için tek endişeleri de bu…
Yazar aileyi öyle dolambaçsız tasvir ediyor ki ; özellikle bir annenin çocuğunu sevmeme ihtimali konusunda kafada oluşabilecek soru işaretlerine karşı nokta atışları yaparak olası tüm boşlukları dolduruyor. Sonuç olarak kendinden başka kimseyi sevemeyeceğine ikna oluyorsunuz.
Çocuğu 4 yaşında bir bilge olup da bununla gurur duymayan bir aile yaratmış olması, kötü insanları anlatırken klasik bir çocuk kitabında var olan kısıtlı anlatımın çok üzerine çıkması ve bunu asla dramatize etmiyor oluşu bu kategorideki kitaplar arasında devrim niteliğindedir.
Kendimi bildim bileli kitapların arka kapaklarında yazan, mütemadiyen kitap içi alıntıları ya da bir iki cümleyle anlatılan ana fikir yazısını okumam. Hatta önsöz de benim için genelde son sözdür. Fakat büyük bir çoğunluğun kitap arkası yazıları okumadan satın almadığını da biliyorum…

Can Çocuk yayınlarından çıkan kitabın arka kapağında özetle şu sözler yer alıyor; “Çok okuyan akıllı Matilda, annesiyle babasına ders vermeye kalkarsa…”

Aileye bir ders vermiyor aksine aile yaptığı hiç bir şeyden ders almamış vaziyette ülkeyi terk ederken “bir boğaz eksilir” umursamazlığıyla kızlarını hiç tanımadıkları sınıf öğretmenine bırakıyorlar. Ki bu ders vermeme hali de bence kitabı diğerlerinden farklı kılan müthiş detaylardan biri. Editörün kitabı okumasını ya da bir kez daha okumasını temenni ediyorum.

Arka kapak saçmalamasına canım sıkılmış, kar durmak bilmiyor, yedikçe yiyoruz maaile biraz huzur biraz isyan halindeyiz. Akşam bir bira açıp uzun süredir beklettiğim Müptezeller’i alıyorum elime.

Emrah Serbes – Müptezeller

Ben hayatımda kimseyle bu kadar çok kadeh tokuşturmadım. Kitap bitene kadar!

Kitabın sonlarında büfeci Osman’la dialogu beni benden aldı.

Bir de şu bölüm;

‘’Teyzenin gözlerine baktım, içinde biriken gözyaşlarına, boğazında tıkanıp kalanlara, kuru gözlerine kadar gelip akamayanlara. Tanıyordum o gözyaşlarını bir yerden. En çöpsüz denizlerin martıları da böyle ağlar, sadece çocukken inanılan yalanlar da böyle kanatır, mermiler de böyle deler geçer yüreği.

İletişim Yayınları 2016

PEDRO MANAS – Ö.T.E.K.İ (GİZLİ TOPLULULUK)

Ö.T.E.K.İ, Ötekileştirilmiş bir grup çocuğun gizli topluluklarına verdikleri isim.

Aslında her çocuğun içinde hem kendini hem de etrafındaki insanları ötekileştirme potansiyeli taşıdıkları malum. Kendimden yola çıkacak olursam soy ismim sebebiyle alay konusu olmuşluğum çoktur. Ben tepki verdikçe de büyüyen bir dalgaydı bu. Tabi o yıllarda ermiş misali gülümseyerek kabullenmek na mümkün. Ancak bunun dışında farklı bir yol var ki o da bu kitabın içinde. Yetişkin çocuk farketmez herkesin kütüphanesinde olmalı.

JEAN-CLAUDE GRUMBERG – ÇABUKSIĞINLAR 

Kitabın ismi dikkatimi çekti ve sığınmacılar hakkında olduğunu az çok tahmin ederek arka kapağa göz gezdirdim. İlk cümleyi henüz noktalamadan sepete atmıştım.

Mekanı olmayan, kendilerine sadece ‘’sevilebilecekleri’’ bir yer arayışında çaresizce oradan oraya sürüklenen milyonlarca sığınmacıdan sadece biri Çabuksığınlar. Ailesiyle var olabilme mücadelesi verirken bir yandan hayallerini gerçekleştirmeye çalışan yetenekli kemancı küçük Çabuksığının sonu mutlu biten hikayesini anlatıyor. Ancak hepimiz biliyoruz ki tümü aynı sonla bitmiyor. İnsani şartlarda yaşam hakları ellerinden alınmış, duygusal anlamda hırpalandıkları yetmiyormuş gibi bir de dışlanmış ve ötekileştirilmiş göçmenlerin yaşam mücadelesine tanık oluyoruz. Adım attığımız her yeri kendi mülkümüz gibi görerek yarın bir gün bastığımız yerin altında yatacağımızı ve ne varsa elimizde avucumuzda yanımıza alamayacağımızı bildiğimiz halde dışlıyoruz. Elimizden ne gelir ki? soru kalıbını sıkça kullanıp cevabı için kılımızı kıpırdatmıyoruz. Bence kitap şahane bir farkındalık sağlıyor.

Göçmenler ve sığınmacılar meselesini çocuklara nasıl anlattıklarını merak etmenin yanı sıra bir de çocuk gözünden o naiflikle okumak istedim.

Bana Yardım Et – Aslı Perker

Vejetaryen – Han Kang

Kitaplar ve Sigaralar – George Orwell 

Pala Hayriye – Figen Şakacı 

Şubat ayı okumalarında…

Okumak iyileştirir.

 

Bir Cevap Yazın