Serbestsiniz, Gidebilirsiniz.

image1-1

Hangimizin çocukluktan miras bastırılmışlıkları yok ki? Benim de vardı ve vakti zamanında görüştüğüm bir terapist “Yetenekli Çocuğun Dramı” isimli kitabı okumamı önermişti. O zamanlar çocuk yok hayatımızda, düşüncesi bile yok hatta…
Kitabı bulamadım bir süre, sağa sola haber saldık ve bir şekilde bulduk. Sanırım yaklaşık 1 ay boyunca masamın üzerinde durdu. Günlerce bakıştık, bakıştık, bakıştık…
Okumak istemiyordum. Terapistin önerisinin yaşadığım travmalar neticesinde olduğunu ve sanki henüz ilk sayfada tokatlanacağımı düşünüyordum. Kitabı okumadan önce zihnimde halletmem gereken bir kaç konuyla boğuştum bu süreçte. Hazır hissedip elime aldığımda empati kurmakta fazlasıyla zorlandım. Çocuklar diyordu! Olmasını istediğiniz gibi çocuklar! Bir tarife göre hazırlanmış çocuklar! I-ııh,yarısında bıraktım kitabı.
Ve çok zaman sonra sevgili Güldem’in kitabı instagramda paylaşması ve bloguna (http://umutsuziskadini.com) yazmasıyla “haydi yeniden dene” dedim kendime!

Anne olduktan sonra…

Daha ilk sayfasında beni elektrik süpürgesi gibi hızla içine çeken, torbasına ulaşana kadar hortumunda sağa sola çarpmama sebep olan bu kitap yıllar önce okuduğum kitap mıydı?!
Anne olduktan sonra öyle çok gözlem yapamadığımız ama sessizce değişen gerçekler var ya işte onlardan biri olmuştu. Bu kitap ebeveyn olmadan okunabilecek bir kitap değildi artık. Altı çizili sayfalarında yolculuğa çıktım tekrar…
Yüzleşmek ve barışmak için uygun zaman olduğunu düşünüyorsanız bu kitap sizi sessizce dinleyen bir dost olabilir…

 



Ve Mirela Sula
Kişisel gelişim kitaplarından hoşlanmıyor, daha kitabın ismini görür görmez inceleme fırsatını vermeden burun kıvırıp geçiyor musunuz? Bendensiniz!
Çok nadir başıma gelen bir şeyden bahsedeceğim. Can arkadaşım Neslihan’la Kuzguncuk’ta yeni açılan Nail Kitabevi’nde dolaşıyoruz…
Elimizde kahvemiz, dışarısı buz gibi, içerde soba tadında bir sıcaklık ve sessizlik hakim! İçimden ne kadar huzurlu ve mutlu olduğumu tekrarlıyorum sürekli. Tıpkı eski zamanlardaki gibi benimle aynı kafada bir hatun bulmuşum hem konuşuyoruz hem okuyoruz hem de gülüyoruz aynı pencereden özgürce! Derken bu kitabı gördüm. Ne ismine baktım ne üzerinde yazan yazılara. Hemen ilk sayfayı açtım. Önsözü geçmek üzereydim ki şu başlığı gördüm.”Kaybettiğim şeylerden en çok aklımı özlüyorum.”
Evet bende!
Kendime oturacak bir yer bulup çantamdan keçeli kalemimi çıkardım ve başladım işaretlemeye! Kitabı oracıkta yarıladım. Eve dönüş yolunda sahile çekip arabada kaldığım yerden devam ettim. “Geçmişe bağımlı, geleceğe saplantılıyız. Bu verimsiz metotla, gerekli enerjimizin tamamını şimdiki zamanla baş etmek için harcarız. ”Ne kadar ihtiyacım varmış meğer düşüncelerimi temize çekmeye! Kitap bittikten sonra şunları farkettim;  İnsanlar hakkında sürekli olarak düşündüğüm “bunu yaptı ama şu sebeple yaptı” gibi korumacı ve affedici tutumumun beni en çok yoran şeylerden biri olduğunu, koruduğum ve savunduğum pek çok şeyin de kendi çıkarları doğrultusunda değişimine ihtimal vermeyişimin canımı yaktığını, dünyada kötülüğün olduğunu ve kötülüğün de iyilik gibi sebepsiz yapılabildiğini, ancak bütün bunları kabul eder vaziyete geldiğimde üzülmeyeceğimi ve bu gerçekleri olduğu gibi kabul edip geçmişle alacak vereceğimi halledip ana dönmem gerektiğini…
İşte böyle kişisel gelişim zamazingosu demeyip benim içine daldığım daha doğrusu ön yargımdan sıyrılıp kendimi kollarına bıraktığım bu kitabı 2016 gelmeden okuyun derim. Yeni yıla yenilenmiş, taze fikirlerle dolu ve farkında girin!
Ben zihnimin iplerini saldım. Herkes için özgürlük dileyerek…

Bir Cevap Yazın