Bazı Çocukluk Ağrıları – Anılarımın Yüzölçümü; Babam

IMG_4910

Hafta içi her akşam 8’de evde olurdu babam. Çok önemli bir işi olmadığı sürece hiç sekteye uğramazdı bu saat. Cumartesi öğlene kadar çalışır, öğleden sonra için cuma akşamından yaptığı programa, yani her hafta düzenli yapılan eş dost sohbetlerine katılırdık. Gece çok geç saatlere kadar oturulur pazar kahvaltısı için planlar yapılırdı. Kimi zaman çok samimi görüştüğü dostlarında geçirirdik geceyi. Arkadaşlarının çocuklarıyla çok iyi anlaşır her hafta görüşeceğimiz günü iple çekerdik.
Babamın ofisini ben ortalama on kez, annemde bu sayının hemen hemen yarısı kadar sanıyorum telefonla arardık. Benim isteklerim ve şikayetlerim hiç bitmezdi. Annemin ne konuştuğunu bilemem…
Her bir konuşmada sakinliğini hiç bozmaz aynı sabırla cevap verirdi.
Her Cuma, “Süper Baba” izlenirdi evimizde, hatta Süper Baba atıştırmalıkları hazırlanır dizi başladığında eve bir sessizlik çökerdi. 10 yaşındaydım ve ara ara pür dikkat izleyen babama bakıp mutlu derin nefes alışlarım olurdu. Sanırım buna şükretmek deniyor.
Banyo saatlerinden hiç hoşlanmazdım. ‘’Annem saçımı acıtıyor! Gözüme şampuan kaçtı, Su çok sıcaaak!’’ Serzenişlerimin bir sebebi vardı. Babam beni yıkasın!
Pazar günlerini ve muhakkak 8’de yatakta olmak zorunda oluşumuzu da hiç sevmezdim. Yan odadan televizyonun sesini duymaya çalışır parliament sinema klubünün jingle’ını duyduğumda inanılmaz heyecanlanırdım. Üst ranzada yatan abime sorular sorardım çoğu zaman, sıkılırdı sorularımdan. Hadi yat Sinem! derdi, ciddiyetini anlayıp kendimi uyumaya zorlardım ama tilkiler bırakmazdı peşimi…
Özellikle Cumartesi günleri, sebze meyve pazarına gidip pikap tarzı minibüsle dönerdi eve. Koridora rastgele dizdiği poşetlere annem dokunmazdı!
Koridordan mutfak tezgahına taşıdığı sebze ve meyveleri tek tek yıkar dolaba özenle yerleştirirdi. Annem çok güzel yemek yapar! Eğer o gün yapamamışsa sorun değildi, belki birlikte yaparlardı, belki de yaptırılırdı…
Koyu bir Galatasaray taraftarıydı. “Bira” benim için Galatasaray maçı demekti. Çünkü sadece maçtan maça girerdi evimize. Ben maç izlemeyi sevmezdim hala sevmem. Onlar içerde hop oturup hop kalkarken, ben koridorumuzun büyük karo taşlarında totem yapardım. ”Bu kareyi de çizgiye basmadan atlarsam maçı alıyoruz!” totemlerim hiç bitmezdi. Maçı kazanmak benim için başarmak, lider olmak vs gibi birşey değildi. Tek derdim Babamın mutlu olması, şen kahkahası, coşkusu ve maç sonunda muhakkak sokağa çıkıp arabamızla turluyor olmamızdı!
Abimle sürekli didişirdik en iyi anlaştığımız gün bile vukuatsız geçmezdi. Annem (ahh annem! Şimdi öyle iyi anlıyorum ki) artık hangimize laf yetiştireceğini şaşırır;  ‘’akşam eve gelince babanıza anlatıcam bütün bu yaptıklarınızı’’ derdi…
İşte en üzüldüğüm an!
Korkmazdık babamızdan ama annem bunu söylediği an yaptığımız şeyler kocaman bir saçmalığa dönüşür, babamıza karşı mahcubiyet duygusu oluşurdu içimizde.

Utanırdık…
Akşam eve geldiğinde, annem nefes almadan günün anlam ve önemini anlatan konuşmasına başladıktan sonra bize söz hakkı verilirdi, ben önce sesimi çıkarmaz abimin ağzından çıkacak ilk cümleyi bekler, o cümle henüz evrende yerini bulamamışken türlü çirkeflikler yaparak kuru gürültüyle bastırırdım sesini. Babam benim kendimi savunmamdan sonra ikimize birden bakar, çok öfkeli bir surat ifadesiyle hemen odanıza derdi! Çok uzun yıllar sonra annem şunu itiraf etmişti. Biz “vay canına aşırı sinirlendi” diye düşünürken yerimizden kalkıp arkamızı döndüğümüz an gülmeye başlarmış benim kakafonime.
Gittiğimiz her yerde etrafında bir anda çocuklar belirirdi ne şeker verirdi ne çikolata. Arabasının teyibini açıp kemençe müziği eşliğinde birlikte horon teptiği çocukları, seyahat ederken radyoda çalan bir şarkıda özellikle kemençe havalarında arabayı durdurup inip halay çekişini unutamıyorum.
Yaşım kaçtı? Saçlarım uzun muydu? Kısa mıydı? O dönem kaça gidiyordum? En sevdiğim arkadaşlarım kimlerdi? Hatırlamıyorum.
Anılarımın yüz ölçümü Babamdı.
Geçmişimde hatırladıkça beni çok mutlu eden kahramanım, babam…
Çok uzun yıllar beni geçmişime küstüren, hatırladıkça canımı yakan, yine babam…
Güneşli bir haziran ayının ilk pazar günü! Etrafımız kalabalık. Çocuklar, komşular, arkadaşlar…
Herkesi toplamış, piknikteyiz…

Aradan tam 20 yıl geçti.
20 yıl!
Büyüdüm, koştum, ağladım, içtim, düşündüm, düşündüm, koştum, ağladım büyüdüm.
Bir kızım oldu. Ara sıra tavanı selamlar yatmadan önce ve beni tarifsiz bir ürperti alır. Bizi hissettiğine inanıyorum Baba.
Ayrıldığımızda 11 yaşındaydım, şu an 31 yaşındayım ve geçen 20 yıl boyunca bir kez olsun “Babasız büyüdüm” demedim.
Neler koydun bizim ceplerimize giderken, nasıl bir sevgi bıraktın!
İyi ki benim ve abimin babasıydın, babasısın!
Seni hala aynı şekilde özlüyorum.
“Baba”

4 Comment

  1. Ne kadar içten yazmışsınız. Bi an çocukluğuma gittim. Yüzüme bir gülümseme gelmişti ki yazının sonuna geldim. Hüzün doldum. Sevgi dolu bir yazı olmuş, ne güzel. Hiç bitmeyen, azalmayan sevgiler ne güzeldir. Mekanı cennet olsun.

    1. Çok teşekkürler.Anne olduktan sonra farklı duygularla anıyor insan geçmişini…

  2. Gözümden yaşlar süzüldü gitti, anıların yüzölçümüne dua oldu. Ruhuna değsin…

  3. canım benim bilmiyordum yazmışsın ya ben hiç babasız büyüdüm demedim diye zaten başınız sağolsun o 11 sene bile yetmiş ne güzel şeyler almışsın babandan ne güzel anılar biriktirmişsin allah sana sevdiklerine uzun ömürler versin…

Bir Cevap Yazın